6 Haziran 2014 Cuma

Çakı gibi takım: İsviçre


Ellerinde maksimum verim almayı başardıkları bir futbolcu grubu, başlarında son turnuvasına hazırlanan General Hitzfeld var. Kültürel çeşitliliğin ve genç  yeteneklerin doğru değerlendirilmesiyle ortaya çıkan bu yeni takım geçmiş turnuvalardaki “sıkıcı İsviçre” algısını yıkmayı hedefliyor.

İsviçre denince akla ilk gelen şeyler malumunuz; çok amaçlılığıyla ünlü çakıları, saatleri, lezzetli çikolataları, güvenilir banka hesapları ve çok kültürlü yapısı. Peki milli takımlarının tüm bu saydıklarımızdan özellikler taşıdığını söylesek?

Evet, bir süredir elemelerde dişlerine göre gruplara düşmeleri ve Dünya Kupası’nda birinci torbada bulunmaları onları birçok futbolseverin gözünde kötü adam haline getirmiş olabilir, ancak mevcut İsviçre takımının ardında önemli bir yapılanma hamlesi var.


2014 Brezilya, İsviçre’nin katılacağı 10. Dünya Kupası olacak. Ancak bu 10 turnuvanın 6’sı 1934-1966 yılları arasındaydı. 2000’lerde düzenlenmiş Dünya Kupalarından sadece 2002’yi kaçıran İsviçre, 2006 ve 2010’da aynı görüntüdeydi; savunmada çok sağlam fakat hücumda çözümsüz. Bu da onların herkes tarafından sıkıcı futbolla özdeşleştirilmesine neden oldu. İki turnuvada da sonradan final oynayacak takımlarla gruplarda karşılaştılar; 2006’da Fransa ile golsüz berabere kalıp gruptan 7 puanla çıkarken 2010’da sonradan kupayı kazanacak İspanya’yı mağlup eden tek takım olmayı başarmaları onlara sükseden başka bir şey getirmedi, Şili ve Honduras maçlarında gol bulamamaları onlara pahalıya mal oldu.
2014 model İsviçre’nin daha farklı olduğunu söyleyebiliriz. “Bu saklanmayan bir takım. Risk alma konusunda istekliyiz.” diyen Hitzfeld’in takımı hala savunmada işi sıkı tutsa da (rakipler arasında Brezilya’nın da bulunduğu son 14 maçta 9 kez kalelerini gole kapattılar) hücumda artık bambaşka bir görünüme sahip, bunu da zahmetli fakat nihayetinde başarılı bir altyapı projesiyle başardılar.

KADER DEĞİŞTİREN TURNUVA
2009’da Nijerya’da düzenlenen  turnuvaya kadar İsviçre’nin U17 düzeyinde bir Dünya Kupası macerası yoktu. Takım beklenmedik bir biçimde şampiyonluğa uzanırken Seferovic,Shaqiri,Xhaka,Kasami gibi bugünün A milli isimleri başarıda önemli rol oynamıştı. İsviçre’nin yükselişi devam etti,  takımları 2011’deki U21 Avrupa Şampiyonası’nda finalde İspanya’ya boyun eğse de mevcut altyapı projesinin en somut meyvesi oldu; o takımdan yedi oyuncu bugün Ottmar Hitzfeld’in ekibinde yer alıyor. “General” lakaplı Alman teknik direktör tamamen genç yeteneklerin ülke futboluna en yüksek yüzdeyle kazandırılmasından yana;  “Almanya’nın 6 milyondan fazla kayıtlı futbolcusu var ve bunların birkaçını kaybetmek onlar için sorun olmaz. Ancak bizde bu sayı sadece 200.000 ve bu yüzden her genç yeteneğin potansiyeline ulaştığından emin olmalıyız.”
                                     
Bu uğurda federasyonca koordine edilen antrenörlük programı en küçük kasabadaki en alt yaş kategorisine dahi ulaşıyor. Her antrenör federasyonun düzenlediği yıllık kurslara katılmak zorunda ve bu kurslarda yenilikçi antrenman metotlarından, oyuncuların yeteneklerinin nasıl geliştirileceğine kadar birçok değişik konuda eğitim veriliyor. Ünlü bankacılık ve finans şirketi Credit Suisse de ülke futbolunun gençlere yatırımında önemli pay sahibi; şirket 1993’den beri sponsorluk bütçesinin yarısını genç futbolcuların gelişimine ayırmış durumda. Her yıl düzenledikleri özel turnuvada 150.000 çocuğun mücadele etmesine olanak sağlayan şirket ayrıca 4 futbol akademisi kurmuş. Bunlardan Payerne’de olanının bilindik mezunlarından birisi bugünün milli takım stoperi Johan Djourou.


Peki ana hatlarıyla bahsedecek olursak bu proje nasıl işledi? İsviçre Futbol Federasyonu Teknik Koordinatörü Peter Knabel açıklıyor;
“Proje 11-20 yaş arasını kapsıyor. Federasyon tüm genç oyunculara ve onların ailelerine ücretsiz danışmanlık ve destek sağlıyor. Oyuncuların yurtdışına transferden önce İsviçre’de kendilerini kanıtlamaları tavsiye edilirken yurtdışında  yedek değil, önemli bir parça olarak görülecekleri takımlara transfer olmaları öğütleniyor.”   Bu konuda Basel’le kazanılan şampiyonluklardan sonra transfer gerçekleştiren Shaqiri ve Xhaka öne çıkıyor. Bu iki ismin öne çıktığı bir başka konu da İsviçre Milli Takımı’nın son dönemde iskeletini oluşturan Arnavut asıllı oyuncular arasında olması. Yakın geçmişte Almanya ve Belçika’nın başarıyla uyguladığı göçmen gençleri ülke futboluna kazandırma projesi İsviçre’nin altyapı hamlesinin de temelini oluşturuyor. 250.000 ile İsviçre nüfusunun %2’sini oluşturan Arnavut/Kosovalılar ülke futbolu için çok değerli; Shaqiri ve Xhaka’nın yanı sıra Valon Behrami, Blerim Dzemaili, Pajtim Kasami gibi isimler takımda önemli yere sahip.
Shaqiri-Xhaka-Behrami: Kosovalı tayfa

Böylesine kapsamlı bir altyapı projesinin ciddi bir maddi boyutu da mevcut. Dünya Kupası’na katılım İsviçre’nin FIFA’dan bu proje için 5.5 milyon dolarlık bir yardım almasını sağladı ki, eğer Brezilya bileti alınamasaydı çalışmalar kesintiye uğrayabilirdi. “Dünya Kupası’na katılım en büyük önceliğimizdi. “ diyor Knabel, “Böylece federasyon İsviçre futbolunu tüm kategorilerde geliştirmeyi sağlayacak paraya sahip oldu.”
Dünya Kupası elemelerinde İsviçre dişine göre rakiplerin bulunduğu E grubunu 7 galibiyet, 3 beraberlikle namağlup lider tamamlarken 4-1 öndeyken 4-4’lük beraberlikle yetinmek zorunda kaldıkları İzlanda maçı dışında savunmada oldukça sağlam bir görüntü verdi. 

Tecrübeli kaleci Diego Benaglio’nun önündeki savunma tecrübeli isimler ve yükselmekte olan genç yıldızların bir bileşimi görünümünde; 30 yaşındaki Steve von Bergen elemelerde tek dakika bile kaçırmadı, eski Arsenalliler Philippe Senderos ve Johan Djourou Basel’in genç yıldız adaylarından Fabian Schar’la stoper rotasyonunu oluşturuyor. Schar elemelerde sadece 4 maçta forma giymesine rağmen attığı 3 golle takımın en golcü ismiydi. Bekler ise ataklara etkili katkılarıyla dikkat çekiyor; Juventus’un değişmezi haline gelen Lichtsteiner sağda,  sol bekteyse Wolfsburg’da forma giyen ve Bundesliga’nın en iyileri arasında gösterilen Ricardo Rodriguez takımın kanatlarını güçlü kılıyor. Orta sahada Napoliten bir hava hakim;  en sert ikili mücadelelere girerken veya en ince pasları atarken de görebileceğiniz kaptan Gökhan İnler “oyunu iki yönlü oynamanın” tanımını yaparken kulüp takımından da arkadaşları olan Valon Behrami ve Blerim Dzemaili ona eşlik ediyor. Hitzfeld’in  oynattığı defansif futbol nedeniyle aldığı eleştirilere  4-2-3-1 dizilimi ve ileri uçta genç oyuncuları tercih edişiyle verdiği cevap takıma bambaşka bir görüntü kazandırmış durumda. Eski bir kanat oyuncusu, şimdilerin merkez orta sahası 21 yaşındaki Granit Xhaka takım için çok önemli ve Hitzfeld onu daha önce çalıştırdığı Bastian Schweinsteiger’e benzetiyor.  Kanatlarda Basel’de de birlikte oynamış Shaqiri-Stocker ikilisi oldukça etkili. İsviçre’nin en çok, belki de tek  zorlandığı bölge forvet. Milli takım tarihinin en golcü oyuncusu Alexander Frei ve Marco Streller’in vedaları sonrası bir türlü istikrarlı bir santrforları olmadı. Haris Seferovic, Eren Derdiyok, Admir Mehmedi  ve  Mario Gavranovic forvet rotasyonunda yer alıyorlar ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, elemelerdeki en golcü isimlerinin sadece 4 maç oynamış 3 gollü bir stoper olması ileri uçtaki sıkıntılarının en belirgin kanıtı.

GENERAL: OTTMAR HITZFELD


İsviçre sınırına yakın bir Alman şehri olan Lörrach’da doğan Hitzfeld, gerek futbolculuk gerekse teknik direktörlük kariyerlerine İsviçre’de başladı. Borussia Dortmund ve Bayern Münih’le birer Şampiyonlar Ligi kazanıp birini de finalde kaybeden Hitzfeld 2 kez Dünya’da yılın teknik direktörü seçilirken taraftarlarca Bayern Münih ve Bundesliga tarihinin gelmiş geçmiş en büyük teknik direktörü unvanlarına layık görüldü.  Bayern’den ayrıldıktan sonra 2008 Avrupa Şampiyonası’nın ardından İsviçre Milli Takımı’nın başına geçen Hitzfeld takımı 2010 Dünya Kupası’na taşıdı ve ilk maçta turnuvaya son Avrupa şampiyonu apoletiyle gelen İspanya’yı devirmeyi başarmasına rağmen kalan iki maçta alınan 1 puan gruptan çıkılmasını engelledi.
Hitzfeld Dünya Kupası’nın ardından mevcut altyapı projesini benimseyerek milli takımı gençleştirirken savunma ve hücum futbolunu çok iyi harmanlamayı başardı. Bu turnuvanın ardından teknik direktörlük kariyerine son verecek Hitzfeld “İsviçre Milli Takımı’na bir miras bırakmak istediğini” belirtirken kendi deyimiyle son turnuvasında partiyi erken terk etmemekte kararlı; “Dünya Kupası’na 3 maç oynayıp eve dönmek için katılmıyoruz!” Tam da “General” lakabına uygun bir demeç.  Bu arada Hitzfeld’in iki Dünya savaşında da görev almış general  bir amcası  (Otto Hitzfeld) olduğunu belirtelim!)

DÜNYA SIRALAMASINDA NASIL ÜST SIRALARA ÇIKTILAR?

Elemelerde nispeten kolay bir grubu lider tamamlayan İsviçre’nin FIFA sıralamasında 7. Sırayı alarak Dünya Kupası kura çekimine birinci torbadan katılacağı belli olduğunda yer yerinden oynadı. Tabi ki tepkilerin odak noktasını FIFA Başkanı Sepp Blatter’in memleketine bir lütufta bulunduğu iddiası oluşturuyordu. Özellikle sıralamada hemen altlarında kalan İtalyanların tepkisi yoğundu. Peki durumun açıklaması neydi?

FIFA’nın mevcut sıralama puantajı son 4 yılın maçlarını baz alıyor; kime karşı oynandığı, maçın statüsü, rakibin hangi kıtadan olduğu gibi etkenler önemli. 2010 Dünya Kupası şampiyonu İspanya’yı yenmek piyangonun İsviçre’ye vurmasına yardımcı oldu. Grubunu 7 galibiyet, 3 beraberlikle namağlup tamamlayan İsviçre 14 resmi maçtır kaybetmiyor. İtalya ise liderliği garantilemesinin ardından son maçlara formalite gözüyle bakmanın bedelini ödedi; yedek ağırlıklı kadrolarla çıktıkları Danimarka ve Ermenistan maçlarında aldıkları beraberlikler Dünya Kupası kura çekimine birinci torbadan girmelerini engelledi.
Tabi işin bir de hazırlık maçları kısmı var. Özellikle Dünya Kupası sezonunda karşılaşacağınız rakipleri doğru seçip sahada iyi sonuçlar almanız gerekiyor. Hollanda’nın Endonezya, İtalya’nın San Marino ile galibiyetine neredeyse puan verilmeyen maçlar yapması hata olarak gözüküyor.  Ayrıca İtalya güçlü takımlarla oynadığı maçlarda da parlak bir karneye sahip değil; Hollanda ve Brezilya ile berabere kalıp Arjantin’e yenildiler. 2013 yılında herkesten daha az (2) hazırlık maçı yapan İsviçre ise hedefi 12’den vurdu; Yunanistan’la berabere kalıp Brezilya’yı mağlup ettiler! 2012’deki hazırlık maçında Almanya’yı 5-3 mağlup etmeleri de onlara hatırı sayılı miktarda puan getirdi tabi.

Kimilerine göre İsviçre’nin birinci torbada yer alması için “bir takım ayarlamalar” yapıldı, kimileriyse onların zaten çarpık olan sistemi lehlerine çevirecek bir strateji izlediklerini düşünürken İsviçre Futbol Federasyonu Başkanı Peter Gillieron bu tartışmalara cevabını şöyle veriyor;
“Böyle tartışmalar için harcayacak ne enerji ne de zamanımız var. Bu tip tartışmalarla bir sonuca varılamaz ve biz futbolla ilgili gerçeklerin sahada ortaya çıkacağına inanıyoruz.”
Oldukça kendinden emin bir açıklama. Peki İsviçre Dünya Kupası’nda Fransa, Ekvador ve Honduras’la karşılaşacağı E Grubu’ndan çıkabilir mi? Gary Lineker onlardan hayranlıkla bahsediyor; “İsviçre’nin birinci torbada yer alması birçok tartışmaya sebep oldu ama bu seviyedeki takımların ortak bir özelliği vardır, o da mağlup edilmesi zor takımlar olmaları. Geçmişte sıkıcı futbolları nedeniyle kötü bir üne sahip olsalar da son yıllarda genç yetenek üretiminde önemli bir başarı sağladılar. Bu genç takım önemli işler yapabilir, ancak bu turnuva onların parlaması için fazla erken de olabilir.”

E Grubunun ilginç yanı İsviçre’nin Fransa ve Honduras’la önceki  turnuvalarda karşılaşmış olması. 2006’da oldukça başarılı bir mücadele sergiledikleri maçta berabere kalıp grubu üstlerinde tamamladıkları Fransa final oynarken 2010’daysa İspanya’yı yenip önemli bir avantaj elde etmiş olmalarına rağmen son maçta bir türlü kilidi açamayarak Honduras’ı mağlup edemeyince gruptan çıkamamışlardı.

 İsviçre ile Fransa’nın arasındaki son 3 karşılaşma da resmi maç statüsündeydi ve bu maçların tamamı kısır skorlu beraberliklerle sona erdi. (0-0, 1-1, 0-0) Geçmiş tecrübeler ve gücünü savunmasından alan Ekvador’un varlığı İsviçre’nin bu turnuvada da sıkıcılık etiketinden kurtulmasının zor olduğunu gösterse de gruptan çıkma konusunda Fransa ile birlikte favoriler. 
 General Hitzfeld’in görkemli vedasında sahne alacak bu heyecan verici ekip turnuvada ses getirmeyi amaçlıyor ve 2014 Brezilya onlar için en uygun vitrin görünümünde. 

Not: Bu yazıyı FFT Şubat sayısı için yazmıştım ve o günden bugüne ufak tefek değişiklikler oldu. Ülke futbolunun lokomotifi Basel'in gelecek sezon Şampiyonlar Ligi'ne ikinci torbadan katılacak olması bu yazıda anlatılan altyapı hamlesinin meyvesini verdiğinin kanıtlarından olsa gerek. Takım oynadığı iki hazırlık maçındaysa eski sıkıcı görüntüsünden pek sıyrılamadı; Jamaika'yı 1-0, Peru'yu 2-0 yendiler. Her ne kadar Hitzfeld aksini iddia etse de bu kupada da öncelikleri savunma güvenliği olacak gibi. Yine de turnuvanın gruptan çıktığı halde ilginç işler yapabilecek takımlarından biri durumundalar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder