31 Temmuz 2014 Perşembe

Transferin kralı: Walter Sabatini


Transfer birçok kişi için futbolun şüphesiz en heyecan verici unsurudur. Hangi taraftar gönül verdiği takımın transferlerinden sorumlu olduğu hayalini kurmamıştır ki? Football Manager'ın bu kadar popülerleşip "oyundan öte bir olgu" halini alma sebebi içimizdeki futbol canavarının kendisini bir şekilde kanıtlamasına imkan tanımasıdır. Porto'nun, Udinese'nin yaptığı bol karlı oyuncu satışlarını gördükçe taraftarı olduğu takımdan bu tarz hamleler bekleyen ancak hayal kırıklığına uğrayan kişi sanal bir dünyada da olsa cümle aleme içindeki futbol dehasını sergiler. Football Manager oynamış herkesin sahip olduğu o efsanevi kariyer hikayelerinin bel kemiğini de transferler oluşturur.

İşte transfer olgusunun en karmaşık olduğu mecra olan İtalyan futbolunda ana görevi transfer olan ve bu uğurda sınırsız yetkiyle donatılmış bir grup özel adam var. Sihirbazlıkla soytarılık, sevgi ve nefret arasında gidip gelen bu adamlardan bazıları ülke futboluna gerçek anlamda yön verip kulüp tarihlerinin akışını değiştirecek kadar özeller. (Luciano Moggi transferdeki başarısıyla Juve'yi ayağa kaldırırken başarısının arkasında yatan çirkin sırlar açığa çıktığında kulübü dibe batıran bir soytarıya dönüşmüştü)  Bu yazının yazılma sebebi olan ve İtalya'da "Transferin kralı" olarak tanımlanan Walter Sabatini gibi.


Bugünlerde İtalya'da taraflı tarafsız herkesin hakkını teslim ettiği Sabatini oldukça sıradan bir futbolculuk kariyerine sahip. Profesyonel kariyerine altyapısından yetiştiği Perugia'da başlayan Sabatini sağ kanat oyuncusu olarak kısa süreli Roma ve Palermo maceraları dışında hep ufak takımlarda mücadele edip geçirdiği çeşitli sakatlıklar nedeniyle de 29 yaşında futbolculuk kariyerini noktalamış. Ancak futbolculuğa başladığı "yuvası" Perugia'da ona bu sefer bambaşka kapı açılmış; genç takım antrenörlüğü. 1986'dan 1992'ye kadar Perugia'da genç takım antrenörlüğü ve yardımcı hocalık yapan Sabatini oyuncu keşfetme konusundaki yeteneğini Gennaro Gattuso'yu takıma kazandırarak göstermişti.

2000 yılında bir genç oyuncunun transferinde usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle 4 yıllık men cezası alır Sabatini. Yine de bu 4 yıl sonrasında kariyerine ülkenin büyük takımlarında devam edecektir.

Sihir Zamanı

Sabatini'nin sportif direktörlükteki hünerlerini göstermesi Lazio'da göreve başladığı zamana denk geliyor. Triestina, Arezzo ve Perugia'dan sonra 2004 yılında geldiği Lazio'nun ismi büyük ancak kasadaki para miktarı küçüktür. Yıldızlar karması şeklindeki kadro dağılmış, 2002'de patlak veren kriz her takım gibi başkent temsilcisini de ağır yaralamıştır. Başkan Lotito kulübün iflasını engellemek için birçok yıldızı satmak zorunda kalır; Stam, Stankovic, Mihajlovic, Claudio Lopez, Fiore, Corradi, Favalli... Daha önceden takımdan ayrılmış Nedved, Nesta,Veron, Crespo gibi isimleri de düşünürsek takımın nasıl bir durumda olduğu daha kolay anlaşılır herhalde.

Sabatini'nin Lazio'da yaptığı transferlerden bazılarını yazmak gerekirse; Nacional'den 3 milyon euroya aldığı Muslera, OFK Beograd'dan 925.000 euroya alıp Manchester City'ye 15 milyon euro + Garrido karşılığında satılan Kolarov, Lille'den 1.7 milyona alınıp Juventus'a 10 milyon karşılığında gönderilen Lichtsteiner, Torino'dan 300.000 euroya alıp ilerleyen yıllarda 6.8 milyona satılan Gaby Mudingayi sayılabilir. Udinese'deki sözleşmesinin sona erişiyle bedelsiz olarak Lazio'ya getirdiği Stefano Mauri'nin halen Lazio'da olduğunu ve kaptanlık yaptığını da belirtelim. Kağıt üstünde zarar ettiği tek transfer 5.4 milyona aldığı ve sonradan 5 milyona satılan Valon Behrami'dir ki bu transfer genel kar toplamında devede kulak bile etmemektedir.

Lazio'daki inişli çıkışlı dönemin ardından güneye, Palermo'ya giden Sabatini kariyerinin zirvesine çıkacaktır; öyle ki gömlek değiştirir gibi teknik direktör değiştiren, İtalyan futbolunun en zor kişisi Maurizio Zamparini 2009 yılında yapılan en iyi transferin hangisi olduğunu soran basın mensubuna "Sabatini" cevabını vermişti. 2009 yazında geldiği Palermo'dan 2010 sonbaharında ayrılan Sabatini kısa süreli kaldığı pembe-siyahlı kulüpte büyük transfer başarılarına imza attı; Huracan'dan yaklaşık 5 milyon euroya aldığı Javier Pastore sonradan 42 milyon euroya PSG'ye giderken Danimarka'dan, Midtjylland'dan 4 milyon euroya aldığı stoper Kjaer de Palermo'da yıldızını parlattıktan sonra 12 milyon euro karşılığı kulüpten ayrılır. Transfer ettiği ve halen Palermo'da oynayan Abel Hernandez ve Josip Ilicic de cabası.


Zamparini'nin çalışmaktan en çok keyif aldığı ve belki de kovmayı hiç düşünmediği tek isim olan Sabatini Palermo'dan "kişisel sebepleri" öne sürerek ayrıldıktan birkaç ay sonra Roma'da göreve başlar. Medyada Roma'nın yeni sahipleri olan ABD'li iş adamlarının Sabatini'yi ısrarla kulüpte görmek istedikleri ve Palermo'da çalışırken onunla görüşmeler yürüttüğüne dair haberler de bulunmaktadır. İtalyan asıllı ABD'li yatırımcılar AS Roma'ya sadece para ve transferlerle kısa vadede başarı değil kusursuz işleyen bir futbol aklı ve pazarlama hamleleri vaat etmenin peşindeydi, Sabatini de sahip olabilecekleri en önemli futbol aklıydı. Yıllarca Juventus'ta görev alan ve Calciopoli'de parmağı olduğu ortaya çıkana kadar İtalyan futbolunun en önemli figürlerinden olarak görülen Luciano Moggi'ye göre o işinin en iyisiydi; "Sabatini bu işin en iyisi. Sessiz ve sakince çalışır, bazen başarıya ulaşmak için yalan söylemeyi göze alır ancak neredeyse hiçbir zaman hata yapmaz."

Ancak Sabatini'nin Roma günleri pek de istendiği gibi başlamamıştı. Halihazırda kulüpteki mevkisini koruyan futbol direktörü Franco Baldini ile çalışmak zorunda kalan Sabatini istediği hamleleri yapamıyordu. İkilinin giriştiği teknik direktör hamleleri başarısızlıkla sonuçlandı; Luis Enrique'nin tiki-taka'sı Roma'ya uymazken sonradan takımın başına geçen Zdenek Zeman'ın aşırı hücumcu taktikleri kulübün Avrupa kupalarından uzakta kalıp küme düşen Palermo'dan bile daha fazla gol yemesine neden oldu. Coppa Italia finalinde Lazio'ya kaybetmek de işleri iyice kötüleştirmişti.

Bir kümeste iki horozun ötmeyeceği anlaşıldığında yerini koruyan kişi Sabatini oldu. Franco Baldini Tottenham'daki görevine başlarken Roma'da kalan Sabatini'nin şarjöründe tek kurşun kalmıştı.


                                  (Sabatini başkan Pallotta'ya kendisine enerji veren şeyi gösteriyor)

Yeni bir yapılanmaya girişen Roma'da sınırsız yetkiyle donatılan Sabatini'nin ilk görevi doğru teknik direktörü seçmekti. Listesindeki ilk üç ismin Maximiliano Allegri ,Walter Mazzarri ve Laurent Blanc olduğu bilinen ancak bu üç isimle anlaşılamayınca bir anlamda şapkadan çıkan tavşan etkisi yaratan Rudi Garcia'dan şöyle bahsediyordu; "Garcia daha önce görüştüğümüz isimlerle takımın başında görmek istediğimiz ideal teknik direktörün bir karışımı" 

Rudi Garcia'nın Trigoria tesislerinde Sabatini ile görüşürken çekilmiş fotoğraflarından birinin altına "Sanırım anlamadın, ben her şeyi yapabilirim" yazan taraftarlar bunu eğlenmek için yapmıştı ancak konu transfer olduğunda Sabatini için gerçekten de imkansız denen bir şey yoktu. Yani çoğunlukla...


Önceki sezonun enkazından sonra Sabatini'nin görevi ilk 11'i mümkün olduğunca güçlendirmekti, o da bunu yaptı; 3.5 milyon euroya alınan Marquinhos PSG'ye 35 milyon euroya giderken, Lamela'dan da 30 milyon geldi, Osvaldo-Stekelenburg ve Tachtsidis'in satışlarından da yaklaşık 20 milyon euro elde edildi. Tüm bu bütçeyle çoğu ilk 11'e monte edilecek Morgan De Sanctis (kiralık), Mehdi Benatia (13.5 milyon), Kevin Strootman (18.5 milyon, ki Sabatini ve Roma kendisini transfer edebilmek için Manchester United'la yarıştı), bedavaya Maicon (üstelik alacakları City tarafından ödendi), 8 milyona Gervinho (İşte bu, Rudi Garcia'nın özel isteğiydi) ve Adem Ljajic (11 milyon euro) alındı. Sezona fırtına gibi giren takımda devre arasında Michael Bradley 10 milyon karşılığında Toronto'ya giderken yeri Radja Nainggolan'la dolduruldu. Tin Jedvaj, Antonio Sanabria, Valmir Berisha, Leandro Paredes gibi geleceğe damga vurması beklenen gençlerin transferleri de cabası. Tüm bunları okuduktan sonra içinizden hemen FM'de yeni bir kariyer açıp Sabatinicilik oynamak geldi değil mi?

Dünyanın en orijinal sportif direktörü

Sabatini hakkındaki tüm güzellemelere karşılık "Peki olumsuz yönü ne?" diye sorarsanız alacağınız cevap bellidir; çok fazla sigara içmesi! Odasının tüm gün sigara dumanı altında oluşu bilinen bir gerçek, söylenenlere göre günde 25 sigara içiyor, hatta bir keresinde basın toplantısına neden katılmadığı sorulduğunda o zamanki çalışma arkadaşı Franco Baldini bunun sebebi olarak toplantının yapıldığı salonda sigara içmenin yasak olduğu için Sabatini'nin katılmadığını söylemişti! Yine de sigara içmek ona yakışıyor, öyle ki taraftarlar onun bu huyuyla ilgili duvar yazılamaları bile yapıyor. Bir transferle ilgili konuşan taraftarlardan birinin "Sabatini'ye bir ciğerimi bağışlamaya hazırım, yeter ki 75 yıl daha yaşasın ve Roma'da kalmaya devam etsin" yazdığını görmüşlüğüm var!
                                              (Sabatini, yaktığın her sigara başka bir ruh hali)

Sabatini'nin bir başka özelliğiyse iki kolunda da saat taşıması. Kendisini tanıyanlar bir saatin İtalya, diğer saatin ise Arjantin'deki zamanı gösterdiğini söylüyor. Onunla özdeşleşmiş bir diğer özellik de tüm maçları stadın mümkün olan en yüksek katından izlemesi. Olimpico'daki maçlarda onu yayıncılar ve kameramanlarla birlikte görmek gayet olağan.

Sabatini bu yaza da hızlı başladı; bonservis bedeli ödemeden Seydou Keita ve Ashley Cole'u takıma kazandırdıktan sonra asıl gollerini attı; adı haftalarca Juventus'la anılan Iturbe'yi Roma kadrosuna katarken Lazio'nun günlerce pazarlıkları sürdürdüğü Davide Astori'nin transferini 3 saat içinde bitirdi. (Bir de Salih Uçan transferi var tabi)  Tüm bunları nasıl başarıyor? Bu meslek sırrı, ancak 7 milyon euro satın alma opsiyonuyla kiraladığı Fabio Borini'nin transferini sonradan Okaka'yı kiralayarak 5 milyona indirmesi gibi küçük, veya Hellas Verona'nın bonservisini 15 milyona aldığı Iturbe'yi 22 milyon karşılığında bitirebilmesi gibi büyük numaraları var. Pazarlıkta bir deha; kulübü de oyuncuyu da nasıl ikna edeceğini biliyor. Genç ve yetenekli oyuncuları keşfetme konusunda doğuştan yetenekli tüm bu numaralar alt alta toplandığında ortaya Transferin Kralı unvanlı bir efsane çıkıyor.

Walter Sabatini futbol dünyasının en ilginç figürlerinden birisi. Tüm yıl pusuda bekleyip transfer sezonu açılır açılmaz ava girişen, dumanlar içinde yaşlı bir kurt. Roma'daki işi henüz bitmedi, aksine işler yeni yeni hızlanıyor ve onu tanıyan bir futbolseverin hayran olmaması elde değil. 

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Golü yaşayan adam: Demba Ba


Geç oldu, güç oldu, sonunda oldu. Demba Ba geldi, formayı giydi ve aylardır beklenen "leblebici" transferi yapılmış oldu. Kış aylarından beri Gomis, Diouf, Eto'o, Ba, Mitroglou derken belki de en doğru ismi almış oldu Beşiktaş. Nedeni de Ba'nın golü koklamaktan öte, golü yaşayan bir forvet olması.

Premier Lig'de 99 maçta 43 gol, 11 asist. İlk 11'in değişmezi olduğu Newcastle'da 58 maçta 29 gole, yani maç başına 0.5 gole tekabül eden performansı yedek olarak kullanıldığı Chelsea'de 51 maçta 14 gole gerilemiş. Tabi bunun istatistiki bir gerileme olduğunun altını çizmek lazım ki Ba Chelsea'de çoğu zaman 3. tercih olmasına rağmen şans bulduğunda fark yaratmayı başardı. Bu sezon 29 maçta şans bulup (ki aldığı toplam süre 884 dakika, kabaca 10 tam maç) 8 gol-3 asistle oynadı. Bu gollerin 5'inin sağ, 3'ünün sol ayağıyla atılmış olması bitiriciliğinin çok yönlülüğüne ve güvenilirliğine, özellikle PSG ve Liverpool karşısında attığı goller de kritik zamanlarda soğukkanlılığını koruyabildiğine ve bitiriciliğinden ödün vermediğine delalet.

Biraz başlıktaki konuya gelmek lazım; "Golü yaşayan adam" tanımı abartı sayılmaz, zira Ba'nın ceza sahası içindeki farkındalığını tanımlamak için "Golü koklamak" tanımı zayıf kalıyor. Ceza sahasındaki yüksek farkındalığını FM diliyle değerlendirecek olursak notu "20 üzerinden minimum 18" olur. Pozisyonu takibi asla bırakmaması da rakip savunmacıların beklenmedik hatalar yaptığı zaman devreye girip işi bitirmesini sağlıyor.

Ba'nın ceza sahası içindeki yüksek farkındalığı biraz da yaptığı özel antrenmanların sonucu. Şu videoyu 2:50'den itibaren izlerseniz nasıl örnek bir sporcu olduğunu ve ceza sahasında pozisyon alma yetilerinin şansla alakası olmadığını göreceksiniz.

"First touch" konusunda yetkin; topu çok rahat kontrol edip bitirebiliyor veya vücudunu doğru konuma getirip gol vuruşu yapabiliyor, karşı karşıya kaldığında soğukkanlı bir şekilde en iyi tercihi yapabiliyor. İngilizlerin deyimiyle "fox in the box" yani ceza sahasında tam bir tilki olarak tanımlanabilecek, komple bir golcü.

Ba'yı en iyi değerlendirebileceğimiz dönemi Newcastle United dönemi. Orada attığı 29 golü izlerken hepsinin birbirinden farklı olduğunu göreceksiniz; sağ,sol,kafa,vole,frikik... Kritik soru; Almeida bu gollerin kaçını atabilirdi?


Kronik sakat mı?

Demba Ba kaliteli golcü, çalışkan ve örnek sporcu, dinine bağlı, gecelere akmaya uzak oluşuyla oynadığı kulüp için ideal. Peki kronik sakat mı? Bu konuda çok soru işareti olduğu için sakatlığıyla ilgili bilgileri kısaca derlemeye çalışacağım.

Demba Ba'nın diz sakatlığı epey meşhur. 2011'de Hoffenheim'dan West Ham'a transfer olduğunda o zamanlar Stoke City menajeri olan Tony Pulis oyuncu hakkında şu açıklamayı yapmıştı; "Onu bir antrenman sırasında bile kaybedebilirdik ve Hoffenheim'ın istediği bedel (7m pound) akıl dışıydı"

Ba'nın diz sakatlığı Belçika'da, Mouscron'da oynadığı döneme tekabül ediyor. Tibia, yani kaval kemiğinde ve fibulasında ciddi hasara yol açan bu sakatlık onun 8 ay sahalardan uzak kalmasına neden oluyor. Pardon, daha doğrusu sakatlık sonrası geçirdiği ameliyatın berbat geçmesi buna sebep. Ameliyat esnasında bölgeye yerleştirilen bir parçanın çıkartılırken diz dokusuna zarar verdiği söyleniyor.

Sonra? Geçirdiği ikinci bir ameliyatla bölge temizleniyor ve Ba kariyerine devam ediyor. Ba'nın geçirdiği son ciddi sakatlık Hoffenheim'da oynarken geçirdiği. 09/10 sezonunda 14 maçı kaçırdıktan sonra bir daha bu tip bir sorun yaşamadı. Yani "kronik sakat" Ba 4 yıldır sağlam. Tahtaya vurun!

Sahaya çıkıp gollerimi atmaya başlayana kadar bunu sormaya devam edecekler. West Ham'da yaptıklarıma bakın. Futbolumu konuşturacağım.

Ba bu demeci verdiği dönemde küme düşen West Ham'la 12 maçta 7 gol atmayı başarmıştı. Sonra yaptıkları da ortada. Sakatlık sorunu yaşamadığı sürece yapabilecekleri de ortada. Yıllardır hasret kaldığımız "zeki,çevik,ahlaklı" leblebicimize kavuşmuş gibiyiz. Etrafında onu iyi besleyen bir hücum hattı oluşması halinde bir hasret sona erebilir. Hoş geldin mübarek!