26 Eylül 2017 Salı

Rakip: RB Leipzig



Geçtiğimiz sezonun başında bu blogda Avrupa'dan izlenesi 5 takım arasında RB Leipzig'e yer verirken genç ve dinamik kadro, etkileyici özgün futbollarıyla kendilerinden çok söz ettireceklerini, hatta Avrupa kupalarına katılım hakkı elde edeceklerini öngörüyordum ancak katılacaklarını düşündüğüm Avrupa kupası Şampiyonlar Ligi değil UEFA Avrupa Ligi'ydi. Onlarsa performanslarında neredeyse hiç sapma olmadan aynı tempoda devam ettiler ve ilk sezonlarında ligi ikinci sırada tamamlayarak şov yaptılar. Daha önce Hoffenheim'daki ilk sezonunda ligin ilk yarısını lider tamamlayarak dikkatleri üzerine çeken Ralf Rangnick bu sefer kulübe yerine planlayıcı pozisyonunda yine çaylak bir kulübü zirveye taşıyan isimler arasında yer aldı. Hoffenheim'ın o sezon ikinci yarıda neden düşüşe geçtiği sorusuna bazı oyuncuların kendi kariyerlerini ve kişisel başarılarını takımın önüne koyduklarını, transfer haberleri ve gösterilen ilgiden başlarının döndüğünü ve eskisi kadar koşmadıklarını söylemişti Rangnick, ancak bu sefer mental açıdan çok daha güçlü bir ekip oluşturduğu kesindi. Bu takım başından beri Avrupa kupalarında oynayacak, eninde sonunda ilk 3'ü zorlayacak beklentisiyle kurulmuştu aslında. Öyle ki takım kaptanı Dominik Kaiser 2012 yılında RB Leipzig henüz Kuzeydoğu Amatör Ligi'nde -4. ligin karşılığı- mücadele ederken sözleşmesine Şampiyonlar Ligi'ne katılım halinde 300.000 Euro'luk bonus maddesi ekletmişti. Sadece Kaiser de değil, geçtiğimiz sezon ligi ikinci sırada bitirdiklerinde oyuncuların sözleşmelerindeki Avrupa bonusu maddeleri yüzünden takım bütçesinin 30 milyondan 40 milyona yükseldiği yazıldı medyada.



Ralf Rangnick futbolun genç oyuncularla daha iyi oynandığını düşünen, bu konuda radikal olarak tanımlayabileceğimiz biri. Leicester City'nin şampiyonluğu sonrası, zamanında bir menajerin elinde tam da Rangnick'in kafasındaki oyun tarzına uygun bir forveti olduğunu ama 27 yaşında olduğu için transferini istemediği, o ismin Jamie Vardy olduğu haberleri çıkmıştı. Çünkü Rangnick için 27 yaşında ve daha önce RBL'de oynanan futbola yabancı olan bir oyuncunun bu felsefeyi sonradan bazı şeyleri refleks haline getirecek denli benimsemesi imkansız. Ona göre genç oyuncular daha çok öğrenir, dinler, daha çok koşar ve yoğun temponun altından kalkabilir. Ayrıca başarı için takım ruhunun şart olduğunun, yıldız olmalarının yolunun takım bütünlüğüyle gelecek başarı olduğunun bilincine varmaları daha kolaydır. Tüm bunların ışığında 23 yaş ortalamalı RB Leipzig ligi ikinci bitirerek Şampiyonlar Ligi vizesi aldı. 

KISACA TAKTİK

RB Leipzig 4-4-2'yi 4-2-2-2 şeklinde oynuyor. Ofansif kimlikteki beklerin önünde oyun kurucu nitelikte, çizgiye değil merkeze daha yakın iki kenar oyuncusu bulunuyor ve bu iki oyuncu (Forsberg ve Sabitzer) sahanın merkezinde uygulanan yoğun baskıda alan daraltarak önemli iş yapıyor. İsveçli Emil Forsberg takımın en özel 3 oyuncusundan biri Werner ve Keita ile birlikte. Geçen sezonun başından beri Avrupa'nın 5 büyük liginde toplamda 20 asisti geçebilen sadece 2 oyuncudan biri kendisi ve geçen yıl tam 21 asist yaptı. Aslında kağıt üstünde kanat oyuncusu olarak gözüken, 10 numara karakterli sapına kadar oyun kurucu bir adam Forsberg. Werner'i, Augustin'i ya da geriden koşu yapan Keita'yı incecik bir boşluktan doğru şiddette bir pasla görebilir, frikikten gol atabilir. Bu takımın De Bruyne'ü de diyebiliriz. Leipzig'in "kanat oyuncularının" bizim alıştığımız kanat oyunculuğuyla hiç alakası olmadığını merkez orta sahada bir anda kalabalıklaşıp prese katıldıklarında daha iyi anlayacağız. 

Geçen sezon en büyük eksikleri hep aynı birkaç oyuncunun performansıyla ilerlemeleri ve kulübede işi çözecek oyuncuya sahip olmamalarıydı, Nottingham'dan aldıkları Oliver Burke de tutmadı ama şimdi Bruma gibi bir B planına da sahipler. Bruma'nın RBL oyun tarzına, özellikle de defansif görevleri tamamen kavraması için zamana ihtiyacı var ama gelişim gösteriyor. Aynı şekilde bu yaz PSG'den aldıkları Jean-Kevin Augustin bu yazın en akılcı transferlerinden biriydi; Mbappe ile birlikte Fransa'yı U19 Avrupa şampiyonluğuna taşırken gol kralı olan Augustin bir türlü şans bulamadığı PSG'de meziyetlerini gösteremese de Leipzig'de Yussuf Poulsen'den çok daha iyi yapıyor ikinci forvetlik işini. Hem çok güçlü, hem iyi bir bitirici hem de çabuk bir oyuncu olan Augustin en az Werner kadar kontrol altında tutulmalı. Monaco'da Poulsen ilk 11 çıkıp Augustin yedek başlamıştı ama Hasenhüttl bu sefer tersini deneyebilir.



Timo Werner'den çok bahsetmeye ise aslında gerek yok. Almanya'nın şimdi ve gelecekteki santrforu kendisi ve bunu neredeyse her maç ispatlıyor. Werner savunmadan atılan uzun toplara yaptığı koşularla kendisini marke edenleri gezdiren, geriden gelenler için de boşluklar açan bir oyuncu. Tosic gibi kendi kendine feyk atıp oyundan düşebilen bir stoperle karşılaşmaması yararımıza olur ama Werner'i tutalım derken arkadan gelecek sızmaları da unutmamak lazım.




RBL "kanatları" Sabitzer ve Forsberg'in top rakipteyken ve top kendilerindeykenki halleri

Önde baskı takımın karakteristik özelliği. Forsberg ve Sabitzer'in katılımıyla daha da kalabalıklaşıyorlar ve savunmayı da seken topları almak için orta sahaya kadar çıkardıkları oluyor sıklıkla. Willi Orban 2. ligden beri bu takımda olduğu için epey alıştı, 18'lik Dayot Upamecano ise bazen tecrübesizlik kaynaklı bocalamalar yaşasa da üst düzey atletizm ve güce sahip. Bu sayede de çoğu kontratağı başlamadan bitirebiliyor. 


Önde baskı uygulamak oyun karakterlerinin bir parçası. Gördüğünüz gibi rakip Bayern de olsa bundan vazgeçmiyorlar ancak şuursuz, abartı bir pres değil de rakibin topla çıkışını zorlaştıracak orta tempoda bir baskı bu. Eğer karşıda geriden oyun kurma konusunda sıkıntılı bir rakip varsa daha yoğun, acımasız bir baskıya dönüşebiliyor tabi.




Rakip yarı sahadaki kalabalık baskıyla da böyle boğuyorlar. Burada Naby Keita'ya bir paragraf açayım, ki aslında sayfa açsak yetmez, kendisi şimdiden dünyanın en önemli merkez orta sahalarından biri. Geçen sezon Bundesliga'da Ousmane Dembele'den sonra en fazla başarılı dripling yapan oyuncu oldu ki Ribery,Robben gibi adamları geride bırakmasını geçtim, bu driplingleri yukarıdaki karelerdeki mayın tarlasını andıran kalabalık merkez alanlarda yapması asıl olay. Top ayağına yapışıyor, rahatlıkla 3 oyuncuyu geçip bir anda rakibi göbekten delebiliyor veya uzaktan şutla gol bulabiliyor.
video

Oynarsa, ki oynayacak gibi, maçın kilit adamı olacaktır. Zaten bekleri ataklarda kanat gibi kullanan, kanat oyuncularını da yardımcı forvet gibi stoperlerin aralarına sokan bir takımda bir de orta sahada bir anda 2 oyuncuyu da oyundan düşürebilen bir Keita'nın olması hem beklere yardımın asla aksamamasını hem de merkezi kalabalık tutmayı gerektiriyor. Bir şekilde 3 merkez orta sahalı formül üzerine düşünmek gerekiyor. Augsburg, Leipzig'i mağlup ederken savunmanın önünde Moravek-Rani Khedira-Baier merkez orta saha üçlüsünü kullandı ve bu sayede boşlukları kapatabildi mesela. İlk hafta yenildikleri Schalke ise üçlü savunmanın önüne Goretzka ve Bentaleb koyup maçı kilitlemişti. Bu arada özel hayranı olduğum Kevin Kampl da var tabi ama Leverkusen'deki gibi merkezde değil, kenarlar için düşünülüyor burada ve henüz takıma uyum sağlayamadı. Kenarda oynarsa o da Sabitzer ve Forsberg gibi önde basacak, çizgi yerine merkezi bir konum olacak ve araya paslar deneyecektir.

                                                   
                                                 Bu temsili görsel can sıkıyor. Adriano'nun geçen maç olduğu kadar yalnız kalmaması şart. Babel genellikle defansif katkıyı veriyor ama 7 numaralı arkadaş oynarsa doğum gününde ciddi bir özveri göstermesi gerekecek.

Beşiktaş için RB Leipzig biraz geçen sezon Napoli'sini andıracak. Stoperleri Napoli kadar orta saha çizgisine çıkarmasalar da onlar da önde oynayan bir takım ve cezalandırılma yolu hızlı hücumdan geçiyor. Augsburg maçında Caiuby bunu çok iyi yaptı. Hem golde hem de ikinci yarıda bir anda hızlanıp geride bırakılan boşlukları kullandı. Bunu Talisca maç içinde zaman zaman yapabilir. Bir anda vites yükselten bir depar atıp rakipleri arkada bırakma özelliği var Talisca'nın. Babel çok hızlı olmasa da yine anlık patlamalar ve fizik gücüyle benzer etkiyi yapabilir, Okurken aklınızdan geçeni de söyleyeyim, evet aslında bu işi en iyi Lens yapar. Bugün şans bulduğu takdirde sevdiği o boş alanları da bulacak Lens. Doğru zamanlamayla koşuyu yapıp küçük bir dokunuşla rakipten kurtulmak artık kendisine kalmış. Kısaca Cenk Tosun'un dönüşümünden de bahsetmek lazım son olarak; yıllardır ceza sahası dışında az iş yapan, ceza sahası içindeki bitiriciliğiyle ekmek yiyen "son vuruş golcüsü" Cenk artık konfor alanından çıktı ve pas bağlantıları kurma, top taşıma, arkadaşlarına alan açma gibi konularda çok değerli işler yapıyor. Porto deplasmanında iyi yaptığı bu işleri burada da devam ettirmek zorunda Cenk. 


Son olarak tribün baskısıyla ilgili not: evet 2009'da kurulmuş, yaş ortalaması 23 olan bir takım ve ilk Şampiyonlar Ligi deplasmanlarına çıkacaklar ama yıllardır Red Bull sahipliği yüzünden Almanya'nın en nefret edilen kulübü halindeler ve alt liglerden beri hep sert tepkiyle karşılaştılar, hala da karşılaşıyorlar. O yüzden çok da etkileneceklerini sanmıyorum ama tribünün buradaki asıl işlevi kendi takımına enerji verip onların 1 dripling, 1 müdahale, 1 kademe daha fazlasını yapmasını sağlamak olmalı. Çünkü enerji seviyesi ve kondisyonu çok yüksek bir takımla oynayacağız.

Kapanışı yaparken keşke meşhur son torbadan en güçlü takımı çekme huyu bu sene yalnız bıraksaydı da Maribor falan gelseydi diyoruz ama RB Leipzig gibi adeta bir futbol deneyi olan takımı canlı izleyecek olmak heyecanlandırıyor. Umarım olumlu bir sonuç alırız da bu deneyim tıpkı Napoli maçlarındaki gibi keyif veren cinsten olur.



 






20 Mart 2017 Pazartesi

Rakip: Olympique Lyon



Uzun bir aradan sonra merhaba arkadaşlar. Hapoel Beer Sheva ve Olympiakos'u eleyerek çeyrek finale yükselen Beşiktaş geriye kalan 7 takım içinden kendisine en ters oyuna sahip Lyon'u çekti ve 25 Ağustos 2016 Şampiyonlar Ligi grup kuralarıyla başlayan Beşiktaş-UEFA çözüm süreci sona erdi.

Bu yazı çok uzun olmayacak, elimden geldiğince görseller kullanacağım ama çok fazla görselle de şişirmeyeceğim. Genel hatlarıyla bir eşleşme portresi çizelim istiyorum sadece. Hazırsanız başlayalım.

Şu an Ligue1'in 4. sırasında bulunan Lyon'un Şampiyonlar Ligi'ne katılım potasına girmesi imkansız. Zaten onlar da tüm konsantrasyonlarını Avrupa'ya vermiş durumdalar. Buna rağmen bu sezon istatistikleri alt üst eden Monaco'nun çılgın performansını saymazsak (30 maç-87 gol) Lyon, PSG ile beraber ligin en golcü ikinci takımı, üstelik PSG'den bir maç az oynamışlar. 29 maçta 60 gol, hiç fena değil. Bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde 6 maçta sadece 3 gol yemelerine rağmen son maçta 24 şut atıp domine ettikleri Sevilla'yı yenemedikleri için gruptan çıkamadılar.

4-3-3 oynuyorlar, kalede refleksleriyle öne çıkan bol bol atlayıp zıplayan, kalesini çabuk terk eden Lopes var. Stoperlerde son dönem tercihini gençlerden yana kullanıyor Genesio; altyapıdan Diakhaby (20) ve Arjantinli Mammana (20) son dönemde yan yana gelse de Mapou Yanga-Mbiwa da rotasyona dahil oluyor. Kendisiyle ilgili kısa bir parantez açayım; Roma'da oynadığı dönemde sahadayken beni en çok korkutan oyuncuydu. Dany Nounkeu'nun daha klası olan bu arkadaşımız çok atletiktir, bazen ciddi ciddi iyi de oynar ama pozisyon bilgisi yerlerdedir, kafası arada bir dalar gider ve marke etmesi gereken adamı unutup ona boşluk bırakır ama çabuktur, kemik gibidir orası ayrı tabi.

Beklerde sol taraf garanti gibi; tecrübeli Morel zayıf halka görünümünde ama yedeği Polonyalı Rybus'un devşirme bek performansının büyük ligde yetersiz kaldığı ve defansif zaafları düşünülürse Morel Lyon için kötünün iyisi durumunda. Sağda tecrübeli Jallet ve Rafael dönüşümlü oynuyor ve ikisi de aynı hücumcu karakterde. Sık sık ataklara katılıp hücuma derinlik katıyorlar. E tabi bu arkalarına sarkılabileceği anlamına da geliyor. Aşağıdaki kare Jallet'nin Toulouse'a attığı golden.



Stoperlerden Diakhaby'nin enteresan derecede güçlü sezgileri var gol konusunda. Roma'ya, PSG'ye golleri attı son dönemlerde. Duran toplarda kesinlikle göz açtırılmaması gerekiyor. Ancak Lyon duran toplarda ne kadar etkiliyse bu topların ve kenar ortalarının savunmasında da bir o kadar sıkıntı yaşıyor. Son olarak eşleşmenin ilk maçında Fazio geriden gelip çok rahat bir kafa vuruşuyla golü bulmuştu ama benim vereceğim örnek akan oyundan olacak. Salah'ın içeri çevirdiği topta 4 Lyonlunun yalnız durumdaki Dzeko'yu doğru düzgün marke edemeyişini görüyorsunuz. Bu pozisyon gol olmadı ama Roma ikinci maçta El Shaarawy'nin yerden içeri çevirdiği pasta bocalayan Lyon savunması sayesinde gol buldu. Yani içeri gönderilen ortalar çok kritik, sıfıra doğru inip yerden geriye, penaltı noktasına doğru pas çıkarmak daha da kritik. Dengeleri bozuluyor.



Orta saha ve hücum hattına gelirsek bence burayı beraber ele almak lazım çünkü hücumlara 4-5 kişiyle hep beraber çıkıyorlar. Bana biraz geçen sezon Beşiktaş'ın kazanılan toplarla aniden çıktığı piranha hücumlarını andırıyor bu durumları. Gonalons,Tolisso,Fekir,Valbuena,Cornet,Ghezzal,Lacazette. Hepsinin de şut tehdidi yüksek ama aynı zamanda hepsi de inceci. Bu da tehlikeyi daha da büyütüyor çünkü tam "Aha şut atacak, kapatayım" diye hamle yaptığınızda tıpkı San Antonio Spurs gibi ekstra pas yapıp boştaki adamı bulabiliyorlar.

Bahsettiğim şeyi tam olarak karşılamasa da 4-2'lik maçta Roma'ya attıkları ikinci golden önceki paslaşmalar ve Lacazette'in Tolisso'ya verdiği pasla savunmayı felç edişini izleyebilirsiniz




Piranha ataklarına birkaç kare örnek vereyim. Çok adamla aniden çıkıyorlar ve rakip savunmadan daha fazla adamla ceza sahasına girdikleri oluyor;




 Dikkat ederseniz burada Valbuena'nın attığı gol bir üstteki karedeki gole benziyor. Çok adamla ceza sahasına giriş, içeriye çıkarılan topa geriden gelenin vurması.

                                  Bu tip hücumlarını görünce "Bu takım 4 forvet mi oynuyor?" diyebiliyorsunuz çünkü çoğu zaman "2 kanat+1 santrfor" şeklinde değil de topyekun 4 forvetle oynar gibi giriyorlar ceza sahasına

Burada ben çekindiğim bir noktaya değinmeden edemeyeceğim. İsrail'deki maçta çok önemsiz gözüken ama beni rahatsız eden bir pozisyon vardı, bilmem kareleri görünce hatırlayacak mısınız



 Hapoel, John Ogu ile geliyor. Tosic sağdaki arkadaşla ilgilenmek yerine Ogu'ya yöneliyor

  Ogu sağdaki arkadaşa pası veriyor ve hareketleniyor. Buradan anlaşılmıyor pek ama o arkadaşın topu tekrar Ogu'ya oynayacağını maçı izlerken anlıyorsunuz. %90 öyle olacak yani.
 Öyle oluyor, top tekrar Ogu'ya çıkarılıyor o da vuruşunu yapıyor, top Marcelo'dan dışarı çıkıyor. Bu pozisyonda sadece iki aktif adamla bu kadar basit bir şeyi uygulayabilmeleri ve o şutu attırmamız canımı sıkmıştı. Lyon'un hücumlara çok adamla çıkışlarını, o adamların hepsinin etkili şutlar çıkarabildiğini ama daha da fenası ekstra paslarını düşününce aklıma yine bu pozisyon geldi. Maalesef ani gelişen ataklarda savunmamız genellikle bocalıyor, hatalı kararlar veriyor. Ben Şenol hocanın Lyon'a karşı Napoli'ye (ve Portekiz'deki Benfica maçındaki gibi) oynadığımız gibi oynatacağını düşünüyorum ve bu tip durumlara pek düşmeyeceğimizi umuyorum.

Lacazette ile ilgili çok fazla konuşmaya gerek yok. Adam komple forvet, iyi golcü ama aynı zamanda Tolisso'nun golünden önceki gibi ince işleri de yapabiliyor. Ayrıca çok ama çok çabuk, özellikle kısa mesafede deparı atıp stoperi arkasında bırakabilen, kırmızı kart göstertebilen bir adam. Buna da şöyle bir örnek var Rennes maçında bir anda hızlanarak Ramy Bensabaini'yi (ki hiç de yavaş bir oyuncu değildir) oyundan attırmıştı


St Etienne'in Şubat ayında 2-0 kazandığı derbi bence Beşiktaş için pusula olmalı. St Etienne bu derbiyi kazanırken orta sahada Lyon'un kalabalıklığına aynı şekilde karşılık verdi, sertlikle onları yıldırdı, gollerden birini orta sahada kazanılan topu savunma arkasına çabuk oynayarak buldu ve planından şaşan Lyonlu oyuncular son bölümde sinirlerine hakim olamayarak 2 de kırmızı kart gördü. St Etienne topla çok daha az oynamasına rağmen Lyon'u düzen dışına çıkarmayı başarmıştı o maçta. Lyon'un agresif yapısı ve bu piranha hücumları hızlı hücuma çıkan takımlar karşısında kendilerine zarar da veriyor çünkü.

Bu arada kaptanları Gonalons'un ilk maçta oynayamayacak olması büyük bir artı Beşiktaş için. Kesin değeri hatırlamamakla birlikte sezonun bir bölümünde Gonalons'lu Lyon'un onsuz maçlara göre kazanma yüzdesinin %20 civarında daha yüksek olduğu paylaşılmıştı, o istatistiği hatırlıyorum. Bu hafta sonu da PSG karşısında 13 pas arası gibi insanüstü bir performans sergiledi zaten.

Sonuç olarak bu Lyon Beşiktaş'ın 4 puan aldığı Napoli'den iyi mi? Hayır. Ancak yer yer onlardan daha tahmin edilemez bir hücum repertuvarına sahipler. Mesela Napoli Vodafone Arena'daki maçın ilk yarısında sadece Mertens'i savunma arkasına kaçırmaya çalışarak 45 dakikayı geçirmişti. Lyon'un ortadan daha çok gelmesi, bazı bölümlerde 4-5 oyuncuyla ceza sahasına girmesi muhtemel. Savunmada konsantrasyonun %100'den bir adım aşağı inmemesi, hücumda da topun kıymetini bilen, rakip kaleye çabuk inebilen bir Beşiktaş görmemiz şart. Quaresma'nın yapacağı ortalarla tabela yapabileceği iki maç oynayacağız ama ikinci Olympiakos maçı yerine topla daha az oyalanıp penaltı noktası civarına top göndermesi gerek. Çok zor bir eşleşme ancak tabi ki imkansız diye bir şey yok. Bol şans.